SEYAHAT | Köln Çikolata Müzesi

Benim için "Çikolata aşktır!"
Çikolatayı sevmeyen insan çok nadirdir heralde, hatta bence olmamalı:) Ki yapılan araştırmalara göre çikolatanın insana mutluluk verdiği de gerçek...
İşte tam da bu yüzden Almanya seyahatimde Köln'de beni çok mutlu edebilecek yerlerden biri olan "Çikolata Müzesi"ne gittim. 

Gelelim izlenimlerime:)
Öncelikle girişte 8 Euro ücreti var, giriş ücretini ödedikten sonra ufak bir Lindt çikolata ikramıyla birlikte müzeye giriyorsunuz. 
İçeride çikolataya dair her türlü bilgi var, nerelerde yetiştiği, dünyada en çok nerede tüketildiği gibi, tabi bunlardan öte beni daha çok ilgilendiren tadım yapabilmek:)
Çikolata müzesinde kalıp çikolatalar da onların kalıpları da sergileniyor, önceleri bu çikolatalar metal kalıplarda yapılırken artık plastik kalıplarda yapılabiliyor.




 Yalnızca şeklinin düzgün olması için kalıpların tüm kıvrımları fırça ile dolduruluyor. 

Sonrasında en zevkli kısma geldik, çikolata şelalesinden akan o sıcacık lezzetli çikolataya daldırılmış gofretler ikram ediliyor. Yemelere doyamıyorsunuz:)
Müzede gezmeye devam ederken üretim bandına da şahit oluyorsunuz. Çikolatanın kalıplara dökülmesi, kalıp içerisinde donması, parçalara ayrılması, paketlenip kolilere doldurulması ve tüm bunlar yaklaşık 2-3 dakikalık bir sürede gerçekleşiyor. 















 Ve son olarak paketlenen minik Lindt'ler kolileniyor.
 Müzede gezmeye devam ederken Truffe çikolatalarının yapılışına da şahit oluyorsunuz. 







Dahası bu müzede kendi çikolatanı yapabiliyorsun, ötesi var mı? :) Yalnızca donması yaklaşık 35 dakika aldığı için gelir gelmez çikolatanızı hazırlayıp donması için dolaba bırakmanız en mantıklısı olur.
Müze gezinizi bitirdikten sonra bir o kadar çikolata dükkanında geziyorsunuz, neler yok ki? Marshmellowlardan şekerlere ve çikolatanın binbir çeşidine:) Mutluluğumdan da belli oluyordur heralde zaten:)

Kısacası Köln'de bulunan Lindt Çikolata Müzesi gezmeye değer noktalardan bir tanesi.
Görüşmek üzere...
Çikolata tadında kalın..

Ö,

SEYAHAT | BELÇİKA- BRÜKSEL

Türkiye'ye döner dönmez iş yoğunluğum sarıp sarmaladı yine beni.. Seyahat serisini de tamamlayamamıştım, bulduğum ilk fırsatta hemen yazmalıyım:)

Şimdiki durağımız Belçika. Brüksel maalesef beklentilerimi karşılayamadı. Mükemmel bir meydanın ötesinde bir de Avrupa Parlamentosu dışında ben pek birşey bulamadım açıkçası. Hoş meydanın güzelliği bile yetiyor orası ayrı:) 

Brüksele adımımızı atar atmaz beni ilk karşılayan şey "Şirinler" oldu:)




Grand Place meydanı tam bir tarihi eser, binalara bakmaya doyamıyo insan!







Brüksel'de Hard Rock'ı görmem beni en sevindiren şeylerden biri oldu. Kolay değil Nachos ve Strawberry Lemonade'e kavuşmak vardı işin ucunda:)


Yemeğimizi de yedikten sonra gezme enerjimizi de toplayarak attık kendimizi yeniden meydana:)

Gezerken Eglise Saint Nicholas Kilisesi'ne denk geldik ve gezmeyi de ihmal etmedik:)

Belçika'da çikolatalardan daha çok ilgimi çeken bu bezeler oldu, yummyyy. Tatlı krizine girilebilir bu şehirde.



Gezmeye devam ettikçe yine çok güzel binalar karşıladı bizi Brüksel'de.

Brüksel diyince akla ilk gelenlerden biri olan Avrupa Parlamento binası da yine aynı tarihi yapıya sahip.


Brüksel'e gelip Casino'sunu denemeden gitmek olmazdı tabi:) Ama Las Vegas'tan sonra daha beğendiğim bir casino çıkmadı yurtdışında. Yine de denemiş olduk:)
Brüksel'in bir de İşeyen Çocuk figürü var, ama onu ziyaret etcek vaktim olmadı:) 
Brüksel'den shot ve magnet koleksiyonu için parçalarımı da aldıktan sonra gezimi tamamladım. Üzgünüm ama Brüksel severler varsa aranızda pek anlam veremem, iyi güzel hoş ama genele vurulduğunda benim puanım 10 üstünden 6yı geçmez:) Yine de ufacık da olsa bir vakit ayırabiliyorsanız ziyaret edin derim:)
Gezmek, seyahat etmek kadar güzeli yok:) 

Takipte kalın.
Ö,

Photos by: Zeki Batuhan Tuna

Seyahat | ALMANYA - STAPELBURG

STAPELBURG aslında çok da öyle ahım şahım bir yer olmamakla birlikte Doğu- Batı Almanya sınırı olması dolayısıyla tarihi olan bir yer. 
Ufak bir anıt da yapılmış..




Eckertal bölgesi olarak da geçen bu yerde( ki aslında kasaba bile diyemeyecek kadar küçük, nüfusu yalnızca 1400 kişi:) ) ilgi çekici olan nokta Berlin Duvarı'nın kalan bir kısmı. 
Ama insan bunu gördüğünde o günleri düşününce bir garip oluyor, çünkü elimizi kolumuzu sallayarak geçtiğimiz Doğu Almanya'ya o dönemde bu şekilde geçmek zaten imkansızmış, dahası 3 km.lik mesafede bulunan bu bölgeye buradan geçiş olmadığı için 300 kmlik bir yol katedilmesi gerekiyormuş. Duvarın yakınına gelen canlıları vuran sistemler, yer altında bekletilen asker hikayelerinen bahsetmiyorum bile zaten...

Stapelburg da ilginç bi gezi oldu bu açılardan...Son fotoğrafımızı da çekip döndük.
Önümüzdeki rotayı henüz belirleyemedik, planda çok yer var:) Bakalım neresi olacak? O da sürpriz olsun:)
Takipte kalın.

Ö.