Ölmeden Önce...

Bugün okuduğum bir haber uzunca süre üzerinde düşünmeme, hayatımı yeniden sorgulamama neden oldu. Şu soru kafamda dönüp durdu. "Acaba kaçımız bunları yapmak içi o cesarete sahiptik???"
Haberin başlığı şuydu: "Ölürken pişman olunan 5 şey". Habere konu olan şey ise, bir hastabakıcının deneyimlerini kitaplaştırmış olması. Yıllarca evlerinde ölümü bekleyen hastalara bakan Avustralyalı hemşire Bronnie Ware, emekli olduktan sonra kitap yazmaya karar vermiş. Hemşire Ware, hastalara en büyük pişmanlığınız nedir?” diye sormuş ve yanıtlarına da kitaplarında yer vermiş. Ware, aldığı yanıtların temelde benzer olduğunu ve 5 başlık altında toplandıklarını tespit etmiş. 

1. "Keşke başkalarının benden beklediği hayatı sürmek yerine düşlerimi gerçekleştirme cesaretim olsaydı."
2. "Keşke bu kadar çok çalışmasaydım."
3. "Keşke duygularımı dile getirmeye cesaretim olsaydı."
4. "Keşke arkadaşlarımla ilişkimi sürdürseydim."
5. "Keşke kendime daha çok mutlu olmak için izin verseydim."
Haberi okuyunca, şöyle bir durup düşündüm. Acaba kaçımız ölmeden önce pişman olmamak adına bu şeyleri yapmama cesaretine sahip olacaktık. 
Çoğu insanın mutluluğun aslında bir seçim olduğunu ölüm anı gelene dek fark etmediğini söyleyen Ware aslında o kadar haklı ki. Bir de insanların rahat yaşamak uğruna eski alışkanlıklarına sıkı sıkıya bağlı kaldığını belirtmiş. Zaten o sıradan hayatların tek sebebi de bu alışkanlıklar değil mi? İşini sevmiyorsundur her gün söylene söylene gidersin ama değiştirmezsin ve değiştirmek için bir adım da atmazsın. Peki niye? Çünkü alışmışsındır, bir gelirin vardır. Artık az çok çalıştığın insana, ortama alışmışsındır, şimdi yeni bir iş ortamına atılmak daha ürkütücü geliyordur. Ama aslında bunlar yalnızca alışkanlık, bu kadar da korkak olmamak lazım, en azından mutlu olmak istiyorsan. 
Alışkanlıklarından vazgeçmek istemeyen insanlar değişme korkusu yaşıyor ve daha fazla mutlu olma şansını kendi kendilerine yok ediyorlar. Ölüm yatağındaki hastaların söylediği "Keşke daha çok gülseydim, keşke aptalca şeyler yapmaktan bu kadar korkmasaydım" pişmanlık içeren cümleleri okuyunca, neden ölene kadar bekleyelim ki diyor insan? 
En azından benim beklemeyeceğim kesin:) Öncelikle zaten yaptıklarım var diyerek kendimi bir rahatlattım. Yani duygularımı söylemeye bu zamana kadar hiç çekinmedim, hatta beni tanıyanlar biraz da sabırsız bir insan olduğumu bilir. Bu yüzden ne hissediyorsam da anında paylaşmak söylemek isterim. Bir şekilde yolunu bulur ve gerçekleştiririm. 

         Arkadaş demek mutluluk demek benim için, sosyalleşme aşığı bir insan olarak yanımda arkadaşlarım olmasa ne yapardım bilmiyorum. O yüzden zaten asla arkadaşlarımla ilişkimi sürdürmeme gibi bir ihtimalim yok( Not: Tabi arkadaş olmayı bile hak etmeyen, arkamdan konuşan, yokluğumda sevinen, meydanı boş bulduğunu düşünüp kendi krallığını ilan ettiğini zanneden ama bir yandan da yüzüme gülen insanların hayatımda yeri yok artık. Zaten arkadaş bile denmez öylesine, hayatımdan gönderirim, gider=) )


         Kendime mutlu olmak için yeterince izin veriyorum zaten, hatta mutsuz anlarımda kendimi olabildiğince telkin edip hızlıca toparlamaya çalışıyorum. Aslında güneş olsa tüm problemler çözülür benim için, fotosentez yapan bitki misali güneş enerjisiyle çalışıyor benim bünyemde=)

Gelelim yapmadıklarıma...Keşke bu kadar çalışmasaydım... Çalış çalış nereye kadar di mi yani =) Aslında bunu bertaraf etmenin tek yolu da yapmaktan inanılmaz zevk aldığın bir iş yapıyor olmak heralde. Her gün işe gülerek, isteyerek gitmek... Tamam kabul, işimi sevmiyor değilim, hatta reklamcılıkla tanışmamı sağlayan da bu iş oldu aslında, ama bir yerlerde bir şeyler eksik, belki de benim bu enerjim fazla geliyor oraya, kahkahalarım rahatsız edebiliyor insanları( ciddi olmak lazım ya tabi, kurumsallık her şey(!) )  
Ama şunu biliyorum ki kendi düşlediğim hayatı yaşamak için o cesaret içimde, kalbimin en derininde... Düşlerim hep bilinçaltımda, her gece rüyamda, belki de çok yakında da gerçek olur kim bilir?

Sadece şunu söylemek lazım ki, bu maddeler içerisinde belki de en önemli olan, başkalarının sizden beklediği hayatı değil de kendi düşlediğiniz hayatı yaşamak. Çünkü o zaman zaten, çok çalışmak üzmez sizi, duygularınızı kolaylıkla paylaşırsınız, mutlu olursunuz hep, arkadaşlarınızla güzel vakit geçirirsiniz.

Bir rüyayı gerçek yapan ona olan inançtır. Önemli olan da bu inancı hiç kaybetmemektir=)

Hepimizin düşlediğimiz hayatı yaşayabilmesi dileğiyle...


Ö.